Sepetim (0) Toplam: 0,00TL
%40
Yeni
Aynülkudât el-Hemedânî'nin Felsefi Görüşleri İbrahim Çınar

Aynülkudât el-Hemedânî'nin Felsefi Görüşleri

Liste Fiyatı : 300,00TL
İndirimli Fiyat : 180,00TL
Kazancınız : 120,00TL
Taksitli fiyat : 9 x 22,00TL
Havale/EFT ile : 175,50TL
9786258910032
1537303
Aynülkudât el-Hemedânî'nin Felsefi Görüşleri
Aynülkudât el-Hemedânî'nin Felsefi Görüşleri
180
Mutasavvıf kimliğiyle ön plana çıkan Aynülkudât el-Hemedânî hem tarihi veriler hem de
bizzat kendi eserlerinin sunduğu muhteva ışığında, aynı zamanda bir filozof olarak da
değerlendirilmelidir. Kendisinin; bilgi teorisi, varlığa ilişkin tasavvurları; âlemin ezelîliği, sudur
teorisi, nedensellik, nûr-zulmet diyalektiği, vahdet-i vücûd konularında sistematik olarak
aktarmış olduğu görüşleri ve bu hususta ortaya koyduğu özgün kavramsal dünya, onun
bilhassa tasavvuf ve felsefe geleneklerini mezceden bir noktaya yerleşmesine neden
olmuştur. Aynülkudât'ın bu mezci, zihninin derinliklerinde fıtrî bir uyumla vuku bulduğundan,
bu sentez yapay bir çaba değil, hakikat arayışının doğrudan ve doğal bir yansıması
konumundadır. Aynülkudât'ın, Ebû Hâmid el-Gazzâlî (ö.505/1111) ile çağdaş olması ve hem
İbn Sînâ'nın (ö. 428/1037) şahsına hem de onun el-Hikmetü'l-Meşrîkiyye tasavvuruna
kendisini oldukça yakın hissetmesi, el-Hemedânî'yi "Gazzâlî sonrası tasavvufun
değişimi"etkisiyle sınırlamaya engel teşkil etmektedir. Bu bağlamda Aynülkudât; Sühreverdî
el-Maktûl ve Molla Sadrâ profilinde bir mütefekkir veya bir "müteellih hakîm/filozof" olarak
hem aklın burhânî düşünme metodunu hem de "akıl ötesi tavrı" felsefesinin temel yapı
taşları hâline getirmiştir. Bilmek ile idrak etmek arasında derin bir fark gören Aynülkudât,
metafiziğe dair hususların akıl tarafından bilinebileceğini, ancak idrake konu olamayacağını
düşünmektedir. Nitekim idrak, sadece akıl ötesi bir tavırda/alanda ortaya çıkabilecek bir
nitelik arz etmektedir. Zübdetü'l-Hakâik, Temhîdât ve Mektûbât/Nâmehâ adlı eserlerinde
sıklıkla ele aldığı üzere Aynülkudât, filozofların akılsal aşamalarla açıkladığı bilgi ve varlık
meselelerini, "nûr" kavramını merkeze alarak yeniden işlemekte ve onu akıl ötesi tavırla
ilişkilendirmektedir. Bu yönüyle Sühreverdî'nin öncüsü olmasının ötesinde, nûru, vahdet-i
vücudun ana kavramlarından biri hâline getirip onu başlı başına bir teori şeklinde vazederek
hem Bâyezîd-i Bistâmî (ö. 234/848) ve Hallâc-ı Mansûr (ö. 309/922) gibi mutasavvıflar
tarafından temsil edilen vahdet-i vücûd anlayışını daha sistematik bir düzleme taşımış hem
de bu yönüyle İbn Arabî'nin (ö. 638/1240) bir nevi habercisi olmuştur. Bütün mümkünlerin
bilgisinin ezelî olarak zamandan münezzeh Tanrı'da sabit hakikatler şeklinde mevcut olduğu
ve varlığın varlık olması bakımından bizzat Tanrı'nın tecellîleri/zuhûru konumunda bulunduğu
hususlarını kendi kavramsal çerçevesinde kabul etmesi, vahdet-i vücûdu bir nazariye hâline
getiren ana noktaları felsefesinde birleştirmiş olması anlamını taşımaktadır. Bu meyanda
Tanrısal nûr, bütün mümkünlerin varlık sebebi; ilk varlık/akıl/Nûr-u Muhammedî ise onların
istidadı için gerekli olan şart konumundadır. Bu çalışmanın temel amacı, Aynülkudât el-
Hemedânî'nin düşünce dünyasında felsefenin nasıl yer bulduğunu ortaya koyarak onun İslâm
düşünce tarihindeki "müteellih hakîm" kimliğini belirginleştirmektir. Çalışmada, müellifin
Zübdetü'l-Hakâik, Temhîdât ve Mektûbât/Nâmehâ ve Şekva'l-Garîb adlı eserleri temel
alınmış ve literatür taraması yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, Aynülkudât'ın
sudûr ve ilk akıl konusunu müşahedeye dayalı olarak kabul ettiği, nûr kavramını merkeze
alarak vahdet-i vücûdu sistematik bir teoriye dönüştürdüğü ve İbn Arabî öncesi dönemde bu
anlayışın kurucu isimlerinden biri olduğu tespit edilmiştir.
  • Açıklama
    • Mutasavvıf kimliğiyle ön plana çıkan Aynülkudât el-Hemedânî hem tarihi veriler hem de
      bizzat kendi eserlerinin sunduğu muhteva ışığında, aynı zamanda bir filozof olarak da
      değerlendirilmelidir. Kendisinin; bilgi teorisi, varlığa ilişkin tasavvurları; âlemin ezelîliği, sudur
      teorisi, nedensellik, nûr-zulmet diyalektiği, vahdet-i vücûd konularında sistematik olarak
      aktarmış olduğu görüşleri ve bu hususta ortaya koyduğu özgün kavramsal dünya, onun
      bilhassa tasavvuf ve felsefe geleneklerini mezceden bir noktaya yerleşmesine neden
      olmuştur. Aynülkudât'ın bu mezci, zihninin derinliklerinde fıtrî bir uyumla vuku bulduğundan,
      bu sentez yapay bir çaba değil, hakikat arayışının doğrudan ve doğal bir yansıması
      konumundadır. Aynülkudât'ın, Ebû Hâmid el-Gazzâlî (ö.505/1111) ile çağdaş olması ve hem
      İbn Sînâ'nın (ö. 428/1037) şahsına hem de onun el-Hikmetü'l-Meşrîkiyye tasavvuruna
      kendisini oldukça yakın hissetmesi, el-Hemedânî'yi "Gazzâlî sonrası tasavvufun
      değişimi"etkisiyle sınırlamaya engel teşkil etmektedir. Bu bağlamda Aynülkudât; Sühreverdî
      el-Maktûl ve Molla Sadrâ profilinde bir mütefekkir veya bir "müteellih hakîm/filozof" olarak
      hem aklın burhânî düşünme metodunu hem de "akıl ötesi tavrı" felsefesinin temel yapı
      taşları hâline getirmiştir. Bilmek ile idrak etmek arasında derin bir fark gören Aynülkudât,
      metafiziğe dair hususların akıl tarafından bilinebileceğini, ancak idrake konu olamayacağını
      düşünmektedir. Nitekim idrak, sadece akıl ötesi bir tavırda/alanda ortaya çıkabilecek bir
      nitelik arz etmektedir. Zübdetü'l-Hakâik, Temhîdât ve Mektûbât/Nâmehâ adlı eserlerinde
      sıklıkla ele aldığı üzere Aynülkudât, filozofların akılsal aşamalarla açıkladığı bilgi ve varlık
      meselelerini, "nûr" kavramını merkeze alarak yeniden işlemekte ve onu akıl ötesi tavırla
      ilişkilendirmektedir. Bu yönüyle Sühreverdî'nin öncüsü olmasının ötesinde, nûru, vahdet-i
      vücudun ana kavramlarından biri hâline getirip onu başlı başına bir teori şeklinde vazederek
      hem Bâyezîd-i Bistâmî (ö. 234/848) ve Hallâc-ı Mansûr (ö. 309/922) gibi mutasavvıflar
      tarafından temsil edilen vahdet-i vücûd anlayışını daha sistematik bir düzleme taşımış hem
      de bu yönüyle İbn Arabî'nin (ö. 638/1240) bir nevi habercisi olmuştur. Bütün mümkünlerin
      bilgisinin ezelî olarak zamandan münezzeh Tanrı'da sabit hakikatler şeklinde mevcut olduğu
      ve varlığın varlık olması bakımından bizzat Tanrı'nın tecellîleri/zuhûru konumunda bulunduğu
      hususlarını kendi kavramsal çerçevesinde kabul etmesi, vahdet-i vücûdu bir nazariye hâline
      getiren ana noktaları felsefesinde birleştirmiş olması anlamını taşımaktadır. Bu meyanda
      Tanrısal nûr, bütün mümkünlerin varlık sebebi; ilk varlık/akıl/Nûr-u Muhammedî ise onların
      istidadı için gerekli olan şart konumundadır. Bu çalışmanın temel amacı, Aynülkudât el-
      Hemedânî'nin düşünce dünyasında felsefenin nasıl yer bulduğunu ortaya koyarak onun İslâm
      düşünce tarihindeki "müteellih hakîm" kimliğini belirginleştirmektir. Çalışmada, müellifin
      Zübdetü'l-Hakâik, Temhîdât ve Mektûbât/Nâmehâ ve Şekva'l-Garîb adlı eserleri temel
      alınmış ve literatür taraması yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, Aynülkudât'ın
      sudûr ve ilk akıl konusunu müşahedeye dayalı olarak kabul ettiği, nûr kavramını merkeze
      alarak vahdet-i vücûdu sistematik bir teoriye dönüştürdüğü ve İbn Arabî öncesi dönemde bu
      anlayışın kurucu isimlerinden biri olduğu tespit edilmiştir.
      Stok Kodu
      :
      9786258910032
      Boyut
      :
      135-210-
      Sayfa Sayısı
      :
      232
      Baskı
      :
      1
      Basım Tarihi
      :
      2026-08
      Kapak Türü
      :
      Karton
      Kağıt Türü
      :
      Kitap Kağıdı
      Dili
      :
      Türkçe
  • Taksit Seçenekleri
    • Tüm Kartlar (iyizico ile öde)
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      180,00   
      180,00   
      2
      93,60   
      187,20   
      3
      63,60   
      190,80   
      6
      32,40   
      194,40   
      9
      22,00   
      198,00   
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat